ABDİran mutabakatında bir hafta geride kaldı: Taraflar ne kazandı?
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında sağlanan geçici uzlaşı, iki ülkeyi açık bir savaşın eşiğinden döndürerek küresel piyasalara nefes aldırdı. Ancak arka planda sert siyasi pazarlıkların döndüğü bu mutabakat, kalıcı bir barıştan ziyade zaman kazanmaya yönelik stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump ile İran yönetimi arasında Fransa'da imzalanan 14 maddelik mutabakat muhtırasının üzerinden bir hafta geçti.
Yarım asırlık düşmanlık ve bölgedeki başarısız barış girişimleri göz önüne alındığında, çatışmaların durması bile kendi başına önemli bir gelişme olarak kabul ediliyor.
Washington'da anlaşmanın bir "Amerikan yenilgisi" olduğunu savunan eleştirilere rağmen süreç şimdilik ilerliyor.
Hem Trump yönetiminin yaklaşan seçimler öncesinde daha fazla ekonomik maliyet üstlenmek istememesi hem de İran’ın temel pazarlık kozlarını kaybetmeden acil kazanımlar elde etmesi, tarafları masada tutan en büyük etkenler olarak öne çıkıyor.
Hürmüz Boğazı yeniden ticarete açılıyor
Anlaşmanın Washington açısından en somut meyvesi, küresel petrol arzının kalbi konumundaki Hürmüz Boğazı'nın yeniden gemi trafiğine açılması oldu.
Savaş döneminde durma noktasına gelen geçişler, uzlaşmanın ardından hızla artarak normalleşme sinyalleri vermeye başladı.
Her ne kadar boğazdaki mayın riskleri ve İran'ın kuzey koridorundaki izin şartı devam etse de tanker trafiğinin canlanması küresel enerji piyasalarını rahatlattı.
Boğazın kapalı kalması, tarihin en büyük petrol krizlerinden birini tetiklemiş ve tüketici güvenini sarsarak ABD ekonomisini büyük bir kriz tehdidiyle karşı karşıya bırakmıştı.
60 günlük ücretsiz geçiş sürecinin ardından İran’ın boğazdan geçen gemilerden ücret almaya başlama ihtimali ise Tahran için şimdiden devasa bir gelir kapısı anlamına geliyor.
İran yaptırımsız petrol satışına başladı
Mutabakat uyarınca ABD hazinesinin yaptırımları askıya alması, İran'ın yeniden küresel pazara dönmesini sağladı.
Donanma ablukasının kalkmasıyla birlikte Tahran, özellikle Çin başta olmak üzere dış pazara ham petrol sevkiyatına hız verdi.
Uzmanlar, gizli satış dönemindeki indirimleri sonlandıran İran'ın, savaş öncesine kıyasla üçte bir oranında daha fazla petrol satarak günlük iki milyon varil seviyelerine ulaşabileceğini öngörüyor.
Öte yandan Batı'da birçok analist, bu kontrolsüz gelir akışının İran'ın askeri gücünü artırmak için kullanılmasından endişe duyuyor.
Uluslararası denetim ve varlıkların akıbeti muamması
Anlaşmanın en tartışmalı yönlerinden birini uluslararası nükleer denetimler oluşturuyor. Beyaz Saray, Birleşmiş Milletler müfettişlerinin İran'da sınırsız denetim yapacağını ilan etse de Tahran cephesi bu durumun kalıcı bir barış anlaşmasından önce yürürlüğe girmeyeceğini savunuyor.
Benzer şekilde, İran'ın dünya bankalarında dondurulan 100 milyar dolardan fazla varlığının serbest bırakılması ve ülkenin yeniden imarı için kurulması planlanan 300 milyar dolarlık fonun detayları henüz netleşmiş değil.
ABD Kongresi'nin yaptırımların kaldırılmasına yönelik şüpheci yaklaşımı da bu finansal adımların önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor.
Lübnan cephesi ve İsrail anlaşmayı bozabilir
Mutabakat metni Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal durdurulmasını öngörüyor. Ancak bu madde, anlaşmanın en zayıf halkası olarak görülüyor.
İsrail, kendisini bu anlaşmayla bağlı görmediğini açıkça belirtirken, Lübnan'da askeri operasyonlarını sürdürüyor.
İran'ın, İsrail'in askeri baskısını hafifletmek için bu anlaşmayı bir kalkan olarak kullanma stratejisi, Washington ile Tel Aviv arasındaki ilişkileri geriyor.
İsrail'in Lübnan veya bölge genelinde atacağı tek taraflı bir adım, mutabakatı tamamen çökertme riski taşıyor.