İsrail, Suriye'de savaşa zorluyor! Türkiye ne yapacak?
İsrail’in Suriye’de gerçekleştirdiği son saldırı, bölgedeki güç mücadelesinde yeni bir kırılma noktası olarak değerlendirilirken, Tel Aviv’den Ankara’ya yönelik açık mesajlar gelmesi dikkat çekti. Suriye’deki askeri dengelerin değişmesine karşı çıkan İsrail’in, Türkiye’nin bölgedeki varlığını ve olası askeri konuşlanmalarını doğrudan gündeme taşıması, iki ülke arasındaki gerilimin farklı bir boyuta taşındığı yorumlarını beraberinde getirdi. İsrail basınında “Türkiye ile çatışma riskini göze aldık” ifadelerinin kullanılması ise Ankara-Tel Aviv hattında önümüzdeki döneme ilişkin soru işaretlerini artırdı. Peki İsrail’in Suriye hamlesinin asıl hedefi ne? Türkiye bu açık mesaja nasıl karşılık verebilir? Bölgede diplomatik kanalların yerini doğrudan güç mücadelesine bırakma ihtimali ne kadar güçlü? İsrail’in son adımı, Suriye üzerinden daha geniş bir bölgesel hesaplaşmanın habercisi mi?
Suriye’de peş peşe gelen hamleler ve İsrail’den Ankara’yı doğrudan hedef alan mesajlar… Bölgede tansiyon yükselirken 'Türkiye ile İsrail arasında sıcak temas ihtimali artık ne kadar uzak?' sorusunu uzmanlar Milliyet.com.tr'ye değerlendirdi. İşte İsrail’in hamlesinin perde arkasını, Ankara’nın olası karşılığı ve bölgedeki güç dengelerinin nasıl değişebileceğinin ipuçları...
İSRAİL TÜRKİYE'Yİ HEDEF ALDI: 'SESSİZLİK BOZULDU, ÇATIŞMAYI GÖZE ALDIK'
İsrail, Suriye’nin kuzeyindeki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na 8 saldırı düzenledi. Saldırının ardından İsrail Başbakanlığı, Türkiye’nin Suriye’deki olası askeri varlığını hedef alan bir açıklama yaptı. İsrail basınında ise saldırının Türkiye ile çatışma riskini göze alan bir hamle olduğu yorumları öne çıktı. Haberlerde Tel Aviv’in Türkiye’nin Suriye’de hava savunma sistemleri, İHA’lar ve diğer askeri unsurları konuşlandırmasından endişe ettiği belirtildi.
Kanal 13’e konuşan İsrailli bir yetkili, Türk ordusuyla açık savaşın istenmediğini ancak saldırıyla çatışma riskinin göze alınmış göründüğünü söyledi. Ayrıca haberde Tel Aviv’in Ankara’ya yönelik iki temel meselede endişeli olduğuna dikkat çekilerek “Suriye’de bir Türk üssünün bulunması İsrail’in Suriye’de rahat hareket etmesini engellemeye yönelik bir açık bir sinyaldir. İkinci endişemiz ise Türk donanmasıdır. Uçak gemileri ve 12’den fazla denizaltı sayılarıyla hafife alınamayacak haldeler” denildi. “İhtiyacımız olan son şey Türk ordusuyla açık bir savaş olur. Ancak bu hamleyle çatışma riskini göze almış gibi duruyoruz” ifadelerini kullandı.
Tel Aviv merkezli Maariv “İsrail sessizliğini bozdu, Türkiye’yi hedef aldı” başlıklı haberinde “Suriye’de kritik noktada bulunan askeri havalimanı Türkiye sınırına 70-80 kilometre mesafede bulunuyor. Bölgede Türk Kuvvetleri’nin olduğu düşünülüyor. Son dönemde Ankara-Şam hattındaki ikili ilişkiler düşünüldüğünde İsrail’in artık bir hamle yapması gerekiyordu” iddiasında bulundu.
İsrail basınındaki diğer haberlerde ise Türkiye’nin Suriye’deki varlığının genişlemesinin hava savunma sistemleri, İHA’lar ve diğer askeri teçhizatın bölgeye konuşlandırılmasına yol açabileceği iddia edildi. İsrail’in saldırıyla Ankara ve Şam’a, Suriye’deki askeri dengenin değişmesine izin vermeyeceği mesajını vermek istediği öne sürüldü.
'DOĞRUDAN ÇATIŞMA YÖNÜNDE GERÇEK BİR RİSK'
ABD Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise saldırının İsrail, Türkiye ve Suriye arasında doğrudan askeri çatışmaya hızla tırmanma riski taşıdığını söyledi. Barrack, Türk kuvvetlerinin İsrail uçaklarının üsse gittiğini bilmemesi nedeniyle saldırı altında olduklarını düşünüp savaş uçaklarını kaldırabileceklerini belirterek, olayın ciddi ve endişe verici olduğunu ifade etti.
İSRAİL’İN SURİYE HAMLESİ SONRASI ANKARA İLE SICAK TEMAS KAÇINILMAZ MI HALE GELİYOR?
Peki, İsrail’in Suriye’de attığı son adım, Ankara-Tel Aviv hattında dengeleri değiştirecek yeni bir dönemin kapısını mı araladı? Terör ve Güvenlik Uzmanı Coşkun Başbuğ, bölgedeki gerilimin nereye evrilebileceğini değerlendirdi.İsrail’in Lübnan ve İran sahalarında hareket alanının daraldığını belirten Coşkun Başbuğ, Suriye’nin Tel Aviv açısından savaşı bölgeye yaymak için geriye kalan tek coğrafya haline geldiğini ifade etti.
Başbuğ, İsrail’in daha önce Lübnan üzerinden süreci sabote ettiğini, gerçekleştirdiği saldırıların diplomasiyi anlamsız hale getirdiğini söyledi. Ancak son gelişmelerin ardından ABD’nin Lübnan konusunda İsrail’e yönelik tutumunun değiştiğini belirten Başbuğ, ABD’nin onayı olmadan Lübnan’a yönelik saldırıların yasaklandığını ve Netanyahu dahil İsrailli yetkililerin yetkilerinin sınırlandırıldığını savundu.
İran sahasında da ABD’nin İsrail’e saldırı konusunda müsaade etmediğini ifade eden Başbuğ, bu nedenle İsrail açısından bölgesel savaşı genişletmek için geriye Suriye’nin kaldığını dile getirdi.
Başbuğ, geçtiğimiz hafta Suriye’de bir hareketlilik yaşanabileceğine ilişkin değerlendirmesinin de bu ihtimale dayandığını belirterek, “Maalesef o ihtimal gerçekleşti” dedi.
“SALDIRIYI DURDURABİLECEK TEK GÜÇ AMERİKA”
Suriye’deki saldırının ardından ABD’nin devreye girmesi gerektiğini belirten Başbuğ, Ankara ile Washington arasındaki temasın kritik hale geldiğini söyledi. Başbuğ, ABD’nin İsrail’i dizginlemesi ve süreci sabote eden hamleleri durdurması gerektiğini ifade ederek, önümüzdeki saatlerde bu yönde adımlar görülebileceğini söyledi.
Başbuğ’a göre bölgede yaşanan saldırının durdurulmasının önündeki en önemli engel ABD’nin tutumu olacak. Başbuğ, “Şu an bölgedeki bu saldırıyı durdurabilecek tek engel Amerika olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
TÜRKİYE’NİN HAMLESİ
İsrail’in Türkiye’ye yönelik açık mesajlarının ardından Ankara’nın önceliğinin diplomasi olması gerektiğini belirten Başbuğ, bunun yolunun İsrail’e sert mesajlar vermekten ve ABD ile temas kurmaktan geçtiğini söyledi.
Türkiye’nin İsrail’e doğrudan müdahale ederek Tel Aviv’in kurduğu düşünülen oyuna dahil olmayacağını savunan Başbuğ, İsrail’in Suriye’de bir bataklık oluşturmak, Türkiye’yi bu sürecin içine çekmek ve diğer sahalarda çıkaramadığı bölgesel savaşı Suriye üzerinden başlatmak istediğini öne sürdü.
Başbuğ, Türkiye’nin bu planı bildiğini ve söz konusu tuzağa düşmeyeceğini belirterek, Ankara’nın Washington üzerinden İsrail’e baskı kurulmasını isteyeceğini ifade etti.
Türkiye’nin ABD’ye, bölgede bir çatışma ortamı oluşması halinde iki ülkenin karşı karşıya gelebileceği yönünde mesaj vereceğini söyleyen Başbuğ, böyle bir tablonun mevcut müttefiklik ilişkilerini de ağır biçimde etkileyebileceğini belirtti.
"TÜRKİYE’Yİ TUZAĞA ÇEKMEK İSTİYORLAR"
İsrail’in Türkiye’ye yönelik çıkışlarının büyük bir bölgesel savaş hazırlığı olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğine ilişkin de konuşan Başbuğ, Tel Aviv’in Türkiye’yi doğrudan sürecin içine çekmeye yönelik bir tuzak kurduğunu savundu.
Türkiye’nin bu planı başından beri gördüğünü belirten Başbuğ, Ankara’nın büyük çaplı bir bölgesel savaş istemediğini ifade etti. İsrail’in bu yönde bir hedefi olsa dahi Türkiye’nin böyle bir savaşın parçası olmayacağını söyleyen Başbuğ, “Türkiye İsrail’le değil, onu güden muhatabıyla temas kuruyor ve doğru olanı yapıyor” dedi.
Ancak Türkiye’nin sabrının da bir sınırı olduğunu vurgulayan Başbuğ, İsrail’in bu sınırı zorladığını ve Ankara’nın İsrail’i durdurmak amacıyla İsrail üzerinde etkisi bulunan güçlere baskı kurduğunu belirtti.
GERİLİM BÜYÜRSE DENGELER DEĞİŞEBİLİR
İsrail ile Türkiye arasındaki gerilimin çatışma noktasına ulaşmasının bölgedeki güç dengelerini ciddi biçimde değiştireceğini belirten Başbuğ, böyle bir durumda ABD’nin İsrail’e destek vermek zorunda kalması halinde Türkiye ile karşı karşıya gelme riskiyle karşılaşacağını söyledi. Ancak ABD’nin böyle bir riski göze alacağını düşünmediğini ifade eden Başbuğ, Washington ile Tel Aviv arasında büyük çaplı bir savaş ve soğuk savaş bulunduğunu öne sürdü. ABD’nin İsrail’e yönelik desteğinin artık aynı düzeyde olmadığını ve İsrail’in giderek yalnızlaştırıldığını savundu.
Başbuğ, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance’ın İsrail’e yönelik “Tek müttefik biz kaldık, bizi de kaybedeceksin” şeklindeki sözlerini de bu tablo kapsamında değerlendirdi.
İsrail ile Türkiye arasında krizin büyümesi halinde Tel Aviv’in daha da yalnızlaşacağını ve askeri açıdan Türkiye karşısında ağır bir darbe alabileceğini öne süren Başbuğ, ABD’nin böyle bir noktaya gelinmeden bölgedeki gerilimi düşürmek isteyeceğini söyledi.
"ARKA KAPI DİPLOMASİSİ BİTMEDİ, ŞİMDİ BAŞLIYOR"
Bölgede diplomatik kanalların tamamen kapanmadığını, aksine kritik bir döneme girildiğini belirten Başbuğ, “Arka kapı diplomasisi bitmedi. Hiçbir zaman bitmeyecek. Esas şimdi başlıyor” dedi.
Türkiye’nin İsrail’in saldırılarının ardından ABD ile temaslarını sürdürdüğünü ifade eden Başbuğ, Suriye konusunda yapılması gerekenlerle ilgili gerekli uyarıların ve destek taleplerinin iletildiğini söyledi.
Bölgedeki aktörlerin de İsrail’in kurduğu öne sürülen tuzak konusunda bilgilendirileceğini belirten Başbuğ, Türkiye’nin yürüttüğü arka kapı diplomasisinin kesintisiz devam edeceğini ifade etti. Başbuğ’a göre önümüzdeki süreçte Türkiye açısından en önemli çıkış yolu da bu diplomatik temaslar olacak.
"TÜRKİYE YILLARDIR KURULAN DENKLEMİ GÜÇLENDİRECEK"
İsrail’in Suriye’deki son hamlesinin Ankara-Tel Aviv hattında sıcak temas ihtimalini artırdığını belirten Dr. Öğretim Üyesi Ufuk Necat Taşçı ise İsrail’in son dönemde etik, hukuki, siyasi ve askeri açıdan herhangi bir kırmızı çizgi tanımadığını savundu.
Taşçı, Netanyahu’nun ABD ziyaretinde Türkiye’nin Suriye’deki varlığını gösteren bir harita sunmasına rağmen Washington’dan Türkiye’nin Suriye’de resmi davet çerçevesinde bulunduğu yönünde yanıt almasının da önemli olduğunu söyledi. Buna rağmen İsrail’in saldırılarını sürdürmesinin dikkat çekici olduğunu belirten Taşçı, Netanyahu’nun siyasi açıdan giderek daha fazla sıkıştığını savundu.
"MEKKE ANLAŞMASI İSRAİL AÇISINDAN YENİ BİR SİYASİ TABLO"
Likud içerisindeki sorunlar, Netanyahu’nun seçimi kaybetme ihtimali ve Türkiye, Suudi Arabistan ile Pakistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın İsrail açısından yeni bir siyasi tablo oluşturduğunu ifade eden Taşçı, Netanyahu’nun bölgede kaosu ve savaşı sürdürmek için yeni bir “düşmana” ihtiyaç duyabileceğini öne sürdü.
Taşçı, İsrail’in Türkiye’nin sabrını daha fazla zorlaması halinde yalnızca sıcak çatışma ihtimalinin değil, ABD dahil bazı aktörlerin Türkiye’nin İsrail’i dengelemesine olumlu yaklaşabileceği bir tablonun da ortaya çıkabileceğini söyledi.İsrail’in açık tehdidi karşısında Türkiye’nin yeni ve ani bir hamle arayışında olmadığını belirten Taşçı, Ankara’nın uzun süredir hem İsrail’e hem de bölgedeki diğer tehditlere karşı bir güvenlik ve diplomasi mimarisi oluşturduğunu söyledi.
Mekke Anlaşması’nı bu sürecin son halkalarından biri olarak değerlendiren Taşçı, Türkiye’nin yalnızca savunma sanayiindeki Çelik Kubbe ile değil, Balkanlar’dan Karadeniz’e, Doğu Akdeniz’den Kuzey Afrika’ya, Afrika Boynuzu’ndan Körfez’e uzanan siyasi bir “çelik kubbe” de inşa ettiğini savundu.
Türkiye’nin diplomasi ve dış politika konusunda güçlü bir kurumsal hafızaya sahip olduğunu belirten Taşçı, bu nedenle Ankara’nın İsrail’in son hamlesine yalnızca anlık bir tepki vermek yerine, yıllardır oluşturduğu yeni jeopolitik denklemi tahkim etmeye odaklanacağını ifade etti.
Suriye örneğine de dikkat çeken Taşçı, Türkiye’nin geçmişte uzun süre uygun zamanı bekledikten sonra kısa sürede sonuç aldığı bir süreci hatırlatarak, “Türkiye bence en büyük hamlelerini diplomatik bir çıktıya Mekke Anlaşması ile dönüştürdü” değerlendirmesinde bulundu.
"İSRAİL ARTIK TEK CEPHEDE SAVAŞMAYACAK"
Mekke Anlaşması’nın İsrail açısından yarattığı rahatsızlığın açık olduğunu belirten Taşçı, Türkiye’nin Müslüman ülkeler için geçmişte oluşturulan “Batı ya da sosyalist diktatörler” ikileminden farklı, alternatif bir üçüncü yol oluşturmaya çalıştığını söyledi.
Taşçı’ya göre geçmişte statükodan ve Arap Baharı sonrasında oluşan kaostan en fazla faydalanan ülkeler arasında İsrail ve İran bulunuyordu. Ancak bugün bölgesel dengelerin değiştiğini savunan Taşçı, İsrail’in kısa ve orta vadede bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleştirebileceği bir konjonktürün kalmadığını ifade etti.
Mekke Anlaşması’nın önemine dikkat çeken Taşçı, İsrail’in Türkiye’ye yönelik olası bir saldırıda artık yalnızca Türkiye ile karşı karşıya olmayacağını belirtti. Taşçı, Netanyahu’nun buna rağmen Türkiye ve bölgeyle gerçek bir savaşa girme riskini alıp almayacağının kritik soru olduğunu söyledi.
Netanyahu’nun hem kendi partisi ve kamuoyunda hem de uluslararası alanda ciddi biçimde yıprandığını savunan Taşçı, siyasi gücünü korumak isteyen Netanyahu’nun çok daha riskli adımlar atabileceği değerlendirmesinde bulundu.
"YENİ BİR DENGE OLUŞUYOR"
Bölgede diplomatik kanalların sona ermediğini belirten Taşçı, aksine ABD dahil birçok aktörün İsrail’in dengelenmesine yönelik yaklaşımının güçlendiğini söyledi.
ABD’nin tarihinde ilk kez Türkiye ile ilişkilerini İsrail’e kıyasla daha önemli ve faydalı gördüğü bir döneme girildiğini savunan Taşçı, uluslararası toplumda da İsrail’in dengelenmesi gerektiğine yönelik inancın arttığını ifade etti.
Türkiye öncülüğünde İsrail’i dengeleyecek bir güce sıcak bakabilecek aktörlerin dünya genelinde arttığını belirten Taşçı, Netanyahu sonrasında İsrail’in başta bölge ülkeleri olmak üzere dünya ile ilişkilerini yeniden düzeltmesinin uzun zaman alacağını söyledi.
Taşçı, özellikle 27 Ekim’e kadar İsrail’in saldırı ve tahriklerinin devam etmesi halinde bölgesel ve küresel ölçekte İsrail’i dengeleme ihtiyacının daha güçlü biçimde gündeme gelebileceğini ifade etti.
Netanyahu’nun siyasi geleceğini korumak adına kendi ülkesini dahi yakabilecek bir figüre dönüştüğünü savunan Taşçı, bu durumun ABD’yi de rahatsız ettiğini söyledi. ABD’nin çabalarına rağmen İsrail’in Suriye ve Gazze’de durdurulamadığını belirten Taşçı, Suriye’de İsrail’e yönelik çizilen kırmızı hattın Tel Aviv açısından daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir noktaya ulaşabileceği değerlendirmesinde bulundu.